İran’ın McCain’e, yeni muhafazakârların en büyük destekçilerinden ve özellikle nükleer programı konusunda İran aleyhtarı propagandistlerden olarak baktığı biliniyor. Bu İran’ın bölgesel yükselişinde önüne büyük engel çıkarıyor.
İran’ın bu açık konumundan hareketle Tahran, demokrat parti adayı Obama’nın seçimleri kazanmasının, Amerika’ya Ortadoğu’yla ilişkilerinde daha gerçekçi bir görüntü katacağını düşünüyor. Buna göre; herhangi bir demokratik idarenin bu topraklardaki nesnel gerçeklikle ilişkide bulunması ve Tahran’la müzakerelere başlaması gerekir.
İran’ın siyasi, ekonomik, mezhepsel ve stratejik birçok kartı oynaması sebebiyle müzakerelerin sonucu bu gerçekliğe yansıyacak ve İran Amerikalıların da izniyle bölgenin geleceğini şekillendirmede söz sahibi olacak.
Yani, şimdi İran’ın demokrat adayı tercih etmesi tarihi İran geleneğine aykırıdır. Bu gelenek 1953’te Dr. Muhammed Mussaddık hükümetinin devrilmesiyle başladı 2000 yılındaki ABD seçimlerine kadar devam etti. Bu tarihi geleneğin özü, cumhuriyetçi idarelerle ilişkiyi tasvip etmekti. Bununla beraber Amerikan petrol lobisi ve Washington siyasetine nüfuz edenler geleneksel olarak cumhuriyetçilerin çıkarlarına yakın durmaktadır.
İran ABD İlişkileri ve İsrail Faktörü
Maksimum yakınlaşma ve şiddetli düşmanlık… Bu iki sınır arasındaki renkler sürekli değişkenlik arz ediyor.
İki ülke arasındaki ilişkilerin önemi, başında Amerika’nın uluslararası sistemin geleceğini belirlemede oynadığı rolün olduğu nesnel ilişkiler bütününden kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde İran’ın Ortadoğu’daki mihver rolü, jeo siyasi konumu, sahip olduğu enerji ve bütün bunlara ek olarak insani ve askeri gücü de bu ilişkide önemlidir.
1953’te İran ulusal lideri Mussaddık’ın devrilmesiyle 1979 İran devrimi arasında geçen süre, İran Amerikan ilişkilerinde uzlaşma, ittifakları sağlamlaştırma ve iki ülke arasında çıkar ve rollerde uyum sağlamanın zirvede olduğu bir dönemdi. Sonrasında ise karanlık bir koridora girildi.
Gözlemciler bu iki dönem arasında geçen 25 yıl boyunca iki ülke arasındaki iyi ilişkilere, bölgesel ve uluslar arası güçler arasında temel alınması gereken bir örnek olarak baktılar. Her birinin İran’a komşu bölgelerdeki çıkarları birbiriyle örtüşmekteydi.
Devrim olduktan sonra bu ilişkiler mücadele ilişkisine döndü. İran ABD’yi “büyük şeytan” olarak nitelediği bir söylem geliştirdi İran ise sürekli artan bir şekilde “şer odağı” olmakla nitelendi.
İdeolojik ve bireysel meselelerde çakışsalar bile İran ve ABD’nin jeopolitik konularda çıkarları kesişmektedir. Oysaki uluslar arası ilişkiler hiçbir ülke arasında çıkar benzerliğini kabul etmez.
Tahran ve Washington arasındaki çıkarlarda nesnel uyum olmasına rağmen devrimden sonra iki ülke arasındaki ilişkiler kesintiye uğradı. Birçok etken iki ülke arasında anlaşma sağlanmasına engel oldu. Bunların başında, ABD’de nüfuz sahip olan ve çıkarlarının tehlikeye girmesinden endişe ettiği için Tahran-Washington ilişkilerini sekteye uğratmaya çalışan İsrail faktörü bulunmaktadır.
İsrail ve İran arasındaki bölgesel rekabet Ortadoğu’daki Amerikan siyasetini altüst etti. Öte yandan İran da, kendisinin bölgede bir kenara itileceği, Arap ülkeleriyle İsrail arasında İsrail önderliğinde yeni bir Ortadoğu’yu öngören anlaşma çalışmalarını boşa çıkardı.
Aynı şekilde İsrail de bölgedeki konumuna tehdit olarak gördüğü için Avrupa, Arap ülkeleri ve Asya aracılığıyla İran-ABD arasındaki yakınlaşma çalışmalarını engelledi.
İsrail’in düşmanlığı, Kuveyt savaşından sonra Irak’ın etkisinin azalmasıyla alevlendi. Buna, Irak’ın 90’lardan beri İran’ın yararına girdiği askeri maceralar sebep oldu. İsrail, Menahem Begin’in şekillendirdiği ve İran, Türkiye ve Etiyopya’nın bulunduğu Arapları çevreleyen ülkelerle stratejik yardımlaşma zorunluluğuna dayanan “civar ilkesi ” kavramını genişletti.
Yeni genişletmeye göre İran değil Hindistan komşu ülke oldu. Yani İsrail İran’ı bilfiil Arap ülkeleri ve İsrail’e düşman ve civar ülkeler –Hindistan- tarafından kuşatılması gereken ülkeler safına koymuş oldu. Bu çok önemli stratejik anlamları olan bir adımdır. İran ve Amerika arasındaki jeopolitik çıkar yakınlaşması bilindiği gibi Tahran ve Tel Aviv arasındaki rekabet de biliniyor.
İran’ın Bölgesel Arzusu Ve Dizginleri
Tahran, yeni Ortadoğu projesini hem kendisi hem de Irak’tan Gazze’ye kadar uzanan müttefikleriyle engellemeye çalışıyor. Bu engelleme, devrimden sonra ilişkiler kesintiye uğramış olsa bile Amerikan stratejisinde İran’a özel bir önem kazandırıyor.
Diğer taraftan ise ABD’nin İran karşısında sadece iki seçeneği kaldı: siyasi anlaşma ya da askeri operasyon. İran rejimini içerden değiştirme senaryosu imkânsız kabul ediliyor. Çünkü kişiler ve partiler bazında İran muhalefeti, İran’ın iç yapısından dolayı sisteme baskı uygulamak için uluslararası ve bölgesel durumdan yararlanamıyor.
Aynı şekilde İran ve Irak’ı aynı anda kuşatma senaryosu ise velayet süresi dolan Bush’un bölgedeki politikaları yüzünden suya düştü. 2001’de Taliban’ı oyun dışı bırakarak tehlikeyi güney İran sınırına çeken, 2003’te Irak rejimine son vererek İran’a çok değerli bir hizmet sunan ABD’den başkası değildi. İran’ın müttefikleri Irak’ın kuruluşundan beri ilk defa yönetim koltuklarına oturdular. Böylece Afganistan ve Irak savaşları İran’ı, bölgede çıkarları görmezden gelinemeyecek büyük bölgesel bir güç haline getirdi.
Tahran en kötü şartlarda bile Amerika’yla diyaloga geçmek için farklı yollar kullanmayı becerdi. Belki de burada İran’ın Amerika’ya sadece ideolojik amaçlar yüzünden düşmanlık beslemediği hatta onu bölgedeki nüfuzu paylaşmak için müzakere masasına oturtmaya zorlamak için çalıştığına değinmekte fayda var. Bu ise İran Amerika’yı siyasi ve bölgesel zararlara uğratabilirse olacak.
Burada Amerika’daki petrol lobisi “Amerikan-İran cumhuriyet meclisi” için temel destek olması itibarıyla esaslı rol oynuyor. Bu meclis, kurulduğu 1997’den beri İran’la farklı yardımlaşma senaryoları hazırlıyor.
Tahran-Amerika arasındaki farazi çözüm mantığı, İran’ın Pakistan ya da Malezya’nın İsrail karşısındaki konumuna benzer bir konum almasını gerektiriyor. Yani Arap olmayan, İsrail’i tanımayan ve onu sürekli eleştiren fakat onunla çatışmaktan çekinen ve ona doğrudan ya da sözcüleri tarafından meydan okumayan bir İslam ülkesi tavrı.
Sorunun çözülmesi halinde İran’ın ulusal güvenlik tanımını büyük Ortadoğu’yla değil, Arap Körfezi ve Hazar Deniziyle sınırlandırması bekleniyor. Bu şekilde ABD-İran arasındaki siyasi çözümün önündeki temel engelin, Tel Aviv ve onunla beraber Amerikan askeri-sanayi sektörü olduğunu söylemek mümkündür. Bu çözümü destekleyen ise Amerikan petrol lobisidir.
Bu sebeple ABD-İran çözüm seçeneğinin bir gidip bir gelmesinin Amerika’nın iç yapısıyla ve güç dengeleriyle alakalı olduğu görülüyor. Bu dengelerin başında ise tabiî ki başkanlık seçimleri geliyor.
İran’ın, demokratik Amerikan idaresiyle muhtemel müzakere imkânlarına ve İran karşısında seçeneğinin sınırlı oluşuna dair yaptığı değerlendirme doğru olmasına rağmen iki ülke arasındaki sorunların çözümünde, demokrat adayın başarısı üzerine yaptığı bahis biraz basit kaçıyor. Çünkü büyük stratejik kararları tek başına Amerika başkanı değil farklı baskıcı, çıkarcı ve tekelci gruplar alıyor. İran’ın yeni demokrat idareyle doğrudan görüşmelere girinceye kadar girdiği bahsi kazanma kutlamalarını ertelemesi gerekiyor.
Cumhuriyetçi aday kazanırsa Tahran’la müzakere seçeneği arka planda kalacak. Bu seçimler gerçekten de İran’ın bölgesel rolünün geleceğini belirleyecek kritik seçimlerdir.
* Makalenin çevirisi Gülşen Topçu tarafından Davet Haber için yapılmıştır.
Davet Haber