Dr. Mustafa el-Lebad
Türkler seçim sonuçlarını çok fazla ümit ya da endişeye kapılmadan gözlüyor. Türk-Amerikan ilişkileri İsrail’den sonra bölgedeki uluslar arası kutupla olan en sağlam ilişkilerden sayılıyor.
Uluslar arası rejimin değiştiği, Türkiye’yi de içine alan coğrafi alanda bölgesel dengelerin dönüşüm geçirdiği uzun seneler boyunca, Ankara ve Washington arasındaki ilişkiler direnmiş olsa da bu ilişki şimdi Türklerin, Amerika politikalarından en çok nefret eden Ortadoğu halkı olmasıyla sonuçlanacak..
Burada İran ve Türkiye’nin konumları değişiyor. Çünkü Türkiye senelerden beri Washington’la ittifak halinde İran ise çatışma halindedir. Ancak sıradan İranlılar, siyasi ve stratejik alanda Amerika’yla ittifak kuran Türklerden çok daha fazla sevgi besliyorlar Amerika’ya. Bu, düşünme gerektiren bir fark.
Değişen Dengelerde Türk-Amerikan İlişkileri
Türk-Amerikan ilişkileri (1945-1991) soğuk savaş dönemine kadar uzanır. NATO üyesi Türkiye farklı coğrafi konumu ve eski Sovyetleri kuşatabilmesiyle soğuk savaşın vardığı nihai sonuçta büyük rol oynadı.
Türkiye’nin devasa coğrafyası Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan İstanbul ve Çanakkale boğazlarına hâkimdir. Güneyde Akdeniz’e kıyısında geniş sahilleri bulunmakla beraber Karadeniz’e de çok özel bir hâkimiyeti vardır.
Bu yüzden Türkiye haritasına, onu Asya, Avrupa ve Afrika (bu kıtayla onu ayıran Akdeniz’dir) kıtaları arasında güçlü bir coğrafyaya yerleştiren yatay bir şerit olarak bakılabilir. Türkiye’nin coğrafi konumu bütün bunların da ötesinde farklı özelliklere sahiptir. Türkiye’nin Balkanlara açılımı vardır. Yine onun coğrafi konumu Hazar Denizi bölgesini coğrafi hakimiyet alanı içine sokmaktadır. Türkiye’nin coğrafyası Rusya’nın sıcak Akdeniz sularına inmesini engellemekle beraber Karadeniz sularında hapsetmektedir.
Bu şekilde Türkiye Akdeniz Karadeniz arasındaki bölgeye gökten inmiş gibi görünüyor. Bütün bunlara ek olarak, Türkiye’nin coğrafi konumu Ortadoğu’nun kuzey şeridini de oluşturuyor. Kara ve denizler arasında ender bulunacak bir karışımla Suriye, Irak ve kuzey batı İran’a da sınırı bulunuyor.
Soğuk savaş bittikten sonra Türk-Amerikan ilişkileri siyasi, ekonomik ve stratejik alanda nispeten yüksek düzeyde devam etti. Fakat özellikle bu dönemde Sovyetlerin düşmesiyle, Türkiye’nin ve Washington’un bölgedeki diğer müttefiklerinin stratejik öneminin azaldığından söz edilmeye başlandı. 90’larda Türkiye’nin Balkan ve Kafkas komşularının stratejilerinde değişiklikler oldu. Örnek olarak eski Yugoslavya ve orada mezhepsel ve ırkçı çatışmaların alevlenmesi sonra da ülkenin küçük devletçiklere ayrılması verilebilir. Orada tarihi yetkilere sahip olan Türkiye, Avrupa’nın kesin reddi sebebiyle Bosnalılara yardım edemedi.
Türkiye; Kosova’daki tarihi müttefikleri Arnavutlardan başlayıp, AB’nin Türkiye’nin üyeliğini kabul etmemesi ve Türkiye’ye, fiilen birliğe üye olan birçok ülkeye uygulanandan çok daha fazla ekonomik normlar uygulanmasına rağmen şartların zorlaştırılmasıyla günümüze kadar devam eden bir süreçte bu durumu birçok kez yaşamıştır.
Türkiye’nin etrafındaki stratejik görüntünün değiştiği bir diğer durum Kafkasya’ydı. Sovyet örtüsü kalktıktan sonra Türkiye kendisini Kafkasya’ya bağlayan tarihi ve ırksal bağlar olmasına rağmen oradaki rolünü oynayamadı. Rusya buna engel oldu ve Balkanlar’da Rusya’nın rahatsız edilmemesi gerektiği yönündeki net Batı eğilimiyle birlikte hareket etti. Rusya doğu Avrupa’da başka tavizler de elde etti. Böylece Türkiye Balkanlar’da ve Kafkasya’da olan köklü değişikliklerden Batı ittifakında küçük bir ortak olması sebebiyle eli boş çıktı.
2003’teki Irak işgaliyle birlikte değişim rüzgarları Ortadoğu’yu kasıp kavurdu. Washington’un Türkiye’nin şartlarına ve isteklerine karşılık vermemesi sebebiyle Türkiye’nin askeri operasyona katılmaması işgalden sonra kuzey Irak’ta yeni bir Kürt sıçrayışına sebep oldu.
Birçok Türk analist kuzey Irak’taki Kürt-Amerikan ittifakının Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde kısa sürede silinemeyecek derin etkiler bıraktığını düşünüyor. Türkiye’nin Amerika karşısındaki durumu sevgilisini başkasıyla yakalayan kişinin hali gibidir.
Irak işgalinden sonra Türkiye’nin Ortadoğu’daki stratejik değerinde kısmi bir çöküş olsa da bu değer hala Kafkasya, Balkanlar, Karadeniz, İstanbul ve Çanakkale boğazlarında devam etmektedir. Fakat Irak’ta olduğu gibi bu değeri kullanamama tehlikeli sonuçlar doğurur. Türk strateji uzmanı Cengiz Çandar’ın dediğine göre stratejik değerin para gibi sürekli değişmesi gerekir.
Çandar buna Arnavut parası Lek’i örnek veriyor. Zürich havaalanına vardığınızda bu para değerini kaybeder çünkü onunla harcama yapılmaz. Hatta Zürich’teyseniz ve cepleriniz bu parayla doluysa size yük olur. Stratejik değer de bunun gibidir. Eğer doğru zamanda kullanmazsanız yük olur ve değiştirmek gerekir. Belki de kuzey Irak’tan Türk kışlalarına yapılan Kürt saldırıları, Türkiye’nin kuzey Irak’ta tampon bölge kurması ve Ankara’nın Ortadoğu’daki dengelere Washington’un vekili olarak değil kendi iradesiyle dönmesi için ona uygun zemini sağlayabilir.
Olası bir senaryo olarak ortaya sürülen bu teori, sadece Ankara’daki karar alıcılarla değil Ortadoğu’da dengeleri şekillendirmek için yeni Amerikan yönetiminin Türkiye’ye vereceği rolle de alakalıdır. Yani bir diğer ifadeyle Türkiye, yeni Amerikan idaresinin planında ona da yer verilecek mi? yi değil yeni başkan tarafından ona verilecek rolün kapasitesini görmeyi bekliyor. Yer verilip verilmeyeceği şimdiden biliniyor gibi.
Türkiye’nin Bölgesel Rolü ve Teni Amerikan İdaresi
2002’de Türkiye’de AKP’nin başa gelmesi Washington’la Ankara arasındaki ilişkinin sağlamlığında bir değişiklik yapmadı hatta Türk-Amerikan ittifakı AKP döneminden öncesine nispetle daha da kökleşti.
Türkiye’nin bölgesel rol için hazır olmasının şartları şimdi tamamlanmış görünüyor. Türkiye bölgedeki en büyük ekonomidir. Türk ekonomisinin hacmi petrol ihraç eden Arabistan’dan –Türkiye petrol ithal ederken- bile öndedir. Türk ekonomisi yıllık %5-7 arasında değişen rakamlarla büyüme kaydetmektedir. Bu AKP dönemi boyunca gelinen noktadır.
Bütün bunlardan da önemlisi, Türkiye dikkat edilir bir yoğunlukta ihracat yapıyor ve birçok ülkenin yaptığı gibi ihracatı ekonomisini harekete geçirecek motor olarak kullanmıyor. Büyük bir orana sahip orta tabaka Türk ürünlerinin büyük bir kısmını tüketiyor.
Türkiye bölgedeki en büyük orduya sahip. Bunun da ötesinde diktatörlükle geleneksellik arasında yutulmayı bekleyen bir av olan bölgede, yönetimi ele almada en iyi siyasi yöntemi sunuyor. Türkiye 2003’den beri ulusal güvenliği için Washington’a bağımlı değil. Bu şimdiye kadar dikkat çekmemiş büyük bir adım. Kısaca, Türkiye AKP yönetiminde yeni bir projeye şekil vermek için coğrafi varlığıyla tarihi rolünü, ekonomik gücü ve askeri kurumunun etkisini bir potada eritmeyi başardı.
Bu başarı stratejik açıdan Türkiye’de 6 senedir meydana gelen en önemli şeydir. Dış siyaset yönünde laiklerle İslamcılar arasında uyum hali olduğu görünüyor. Yine her iki grup da Amerika’nın bölge için sunduğu tezlerde ve Türkiye’nin bu tezlerdeki rolünde ortak hareket ediyor.
Yeni Amerikan idaresi –büyük olasılıkla- Bush hükümetiyle karşılaştırıldığında realist siyaset çerçevesinde bölge meseleleriyle daha esnek ilişki kurmada Türkiye’yle yardımlaşmaya hazır olacak. Obama’nın kazanması halinde ülkesinin Ankara ve Tel Aviv’le olan ittifaklarından ödün vermeden bölgede diyalog ve ateşkes stratejileri benimsemesi bekleniyor.
Fakat Şam ve Tahran’a daha fazla baskı uygulamayı isteyen McCain kazanırsa Türkiye açısından sonuç pek farklı olmayacak.
Hal böyle olunca yeni Amerikan idaresinin Türkiye’nin bölgedeki rolünün ehemmiyetini anlamış olması normal. Özellikle İsrail tek başına Amerika’nın çıkarlarını garantileyemeyecek. Bunun sebebi ise İsrail’in nükleer caydırıcıya sahip olmasına rağmen insani ve coğrafi gücünün az olmasıdır.
Bu bağlamda Türkiye’nin geçen seneler boyunca ABD Senato ve Temsilciler meclisinde Siyonist, Ermeni, İtalyan, Yunan ve Latin lobileri gibi baskı gruplarının yanı sıra Amerika’da Türk lobisi oluşturmuş olmasına dikkat etmek gerekir. 2005’te kurulan Türk-Amerikan Konseyi “ATFC” Amerika’daki en büyük Türk baskı organlarından sayılır. Fakat Amerika kıtasında tarihi varlığı olan, 1. Dünya savaşından bu yana Amerika’ya yapılan Türk göçleri sebebiyle kurulmuş “Türk Amerikalılar birliği” gibi Türk Amerikan ortak kuruluşları da bulunmakta.
1949’da kurulan ve Amerikan para ve iş sahasında 400 seçkin şahsiyeti bünyesinde barındıran Türk-Amerikan Cemiyeti “ATS” ABD’deki en eski Türk-Amerikan kuruluşu sayılır.
Böylece Amerika’daki Türk lobisi iki taraf arasında, sadece iktidardaki partilerin ideolojik meyilleriyle ya da yapılacak Amerikan seçimlerinin sonuçlarıyla değil, karşılıklı nesnel çıkarlar üzerine kurulmuş Türk-Amerikan yardımlaşmasından aşama ve zaman baskısını kaldırabilir.
* Makalenin çevirisi Gülşen Topçu tarafından Davet Haber için yapılmıştır.
Davet Haber