Dr. Ümeyme Ahmed*
Bu saldırılarda onlarca Cezayirli sivil hayatını kaybetti. Bu seferki saldırılar, Cezayir’in doğu bölgesindeki dağlık ve kırsal kesimlerde askeri araçların çıkması ve tırmanması zor olan Sekikde, Cicil gibi yerleşim birimlerini vurdu. Bu durum, liderliğini Ebu Musab Abdulvedud’un yaptığı Selefi Davet ve Cihat Grubu’nun kendini askerlerin saldırılarından korumak için ulaşımı zor olan bu bölgelere neden sığınmayı tercih ettiklerini açıklıyor.
13 Eylül 2006 yılında el-Kaide’ye katılarak “İslami Mağrip’te el-Kaide” ismini almasıyla birlikte, Selefi Davet ve Cihad Grubu, Cezayir’de yaptığı saldırılarda ciddi taktik değişikliğine giderek, askeri ve emniyet güçleriyle kedi-fare oyunu oynamak yerine, karşı koyulması oldukça zor olan intihar saldırıları düzenlemeyi tercih etti. Böylece saldırılar daha etkili bir hal almaya başladı. Saldırılar, başkentteki hükümet sarayını, BM binasını, Parlamento binasını, uluslararası havaalanının yakınındaki polis merkezini hedef aldı. Ancak polisin başkentteki güvenlik önlemlerini artırmasının ardından Selefi grup, operasyonlarını daha iç bölgelerdeki vilayetlere yöneltti.
Mağrip ülkelerindeki el-Kaide Örgütü, 2007 Şubatı’ndan 20 Ağustos’ta meydana gelen Buveyre patlamasına kadar medya kaynaklarına göre toplam 225 kişiyi öldürdü, 230 kişinin de yaralanmasına neden oldu. Bunun yaklaşık bilanço olduğu belirtilirken, sadece geçen hafta 72 saatten az bir süre içerisinde 70 civarında insan hayatını kaybetti, onlarca kişi de yaralandı.
Yorumlar Farklı , Sonuç Aynı
13 Saldırının ardından meydana gelen bir dizi patlamadan sonra, uzmanlar konuyla ilgili çeşitli yorumlar yapmaya başladılar:
- Devlete bağlı silah güçlerinin ve ordunun Selefi gruba yaptığı operasyonda 12 militanı öldürmesinin ardından güvenlik çemberinin kırılması.
- Cezayir dağlarında kuşatılmış, Irak ve Afganistan’da takibat altına alınmış bulunan savaşçılar, morallerini yükseltmek için varlıklarını ispata muhtaçtılar.
- Sıkı bir şekilde korunduğu varsayılan resmi binaları hedef alarak devletin gücünü kırmak..
- Silahlı grupların yaşadığı umutsuz durum, kör saldırıların düzenlenmesine yol açıyor.
- Söz konusu selefi grup içinde sivillerin hedef alınıp alınmaması konusunda kendi içlerinde bir bölünme yaşamaları..
- Cemaat, belirli bir tıkanma noktasına gelmesinin ardından orduya karşı duramayan bu gruplar sivilleri hedef almaya başladı. Burada Cezayir İç İşleri Bakanı Nureddin Yezid Zerhuni’nin sözlerini hatırlayalım: “Bunların teslim olmaktan başka seçenekleri yok.”
- ABD ve Fransa saldırıları kınamayla yetinirken, cemaat sansasyonel bir çıkış arayarak sesini duyurma hedefini güdüyor.
- Patlamaların yeniden başlaması, gazeteci Sad Ebu Ukbe’nin de dediği gibi, yönetimin kanatlarıyla terör arasındaki çatışmayı temsil ediyor: “Evet, bu kanlı çatışma terörle iktidarın kanatları arasında yolsuzluklar nedeniyle baş gösteren bir çatışma olabilir. Ancak bu çatışmanın yakıtı gariban insanlar olmak zorunda mı? Petrol gelirleri üzerindeki bu paylaşım savaşı, illa ki bu kadar kanlı bir şekilde mi verilmek zorunda? Bu sözlerin bazılarının hoşuna gitmeyeceğini biliyorum.”
Cezayir Gençliğinin Açmazı; Ya Havasız Konteynır, Ya Da Kendini Patlatmak
Bu açıklamalarla birlikte mutlaka doğrunun ifade edilmesi gerekiyor: Ordu ne kadar uyanık olursa olsun kendisini bir fetvanın gereklerini yerine getirmeye adamış ve gözü cennete girmekten başka bir şey görmeyen bir gencin karşısında duramaz. Kaldı ki bu gençlerin çok fazla alternatifleri de yok. Ya Avrupa ülkelerine iltica etmek için karanlık ve havasız bir konteynır içerisinde sonu boğulmayla sonuçlanacak bir maceraya atılacak veya üzerine bağladığı bombalarla kendini patlatarak can verecek.
Durum aynen bu! Emniyet güçleri silahlı gruplara yardım şebekesi ve lojistik destek üniteleri ortaya çıkardıysa, bunlar sayesinde polisin hareketlerini izliyor ve dağların yamaçlarında yaşamakta olan savaşçılara bilgi aktarıyorsa bunda şaşılacak ne var?
Tek çözüm bu gençlere onurlu bir hayat yaşamaları için gerekli olan altyapının sağlanması. Buna Bumirdas vilayetinde polis eğitim okuluna yapılan saldırının ardından Sosyalist Güçler Cephesi’nin Genel Sekreteri olan Abdülkerim Tabu işaret etmişti. Açıklamasında Tabu, bunun sağlanmasının terörün kökünün kazınması anlamına geldiğini söylüyordu.
Terörün kökünün kazınması, yapılan tüm bu barbarlıkların meşrulaştırılması anlamına gelmiyor. Tersine, gençlerin fakir bırakılması ve merkezden çevreye doğru itilmelerinin, aslında şiddeti ortaya çıkaran en verimli zemini yarattığını ortaya koyuyor.
Dış Güçlerin Yanında Bazı İç Güçler de Bundan Çıkar Sağlıyor
Cezayir’de geçtiğimiz yıldan beri tırmanış gösteren bu şiddet olayları hakkındaki farklı yorumlara rağmen saldırıların ardı ardına gelmesi, sayılarının artış göstermesi, saldırılarda kullanılan patlayıcıların 500’le 700 kilo arasında olması şu soruların sorulmasını gündeme getiriyor: Söz konusu cemaatler, bu miktardaki patlayıcıyı nereden buluyor? Askeri çözümler şu ana kadar neden sonuç vermedi? Bu patlamaların iç barışa etkisi ne? Cezayir’de olan bitenlerle dış güçlerin herhangi bir ilişkisi var mı?
Son sorudan başlayalım: Özellikle de ABD’nin Afrika’da teröre karşı oluşturduğu Africom (Teröre Karşı ortak Hareket) adlı askeri bir güç oluşturma yönündeki açıklamasına dönelim. Cezayir bu konudaki teklifi reddetmiş daha çok Afrika ülkelerinin kendi arasında böyle bir örgüt kurmasından yana olduğunu ifade etmişti.
Amerikan Dışişleri, 2007 yılında Afrika’yı gündeme getirirken, Pentagon yetkililerinden Ryan Henri, aynı yılın 23 Nisan tarihli yazısında “Africom, Afrika Liderlerine Güvenlik ve İstikrar Konusunda Yardım Ediyor” başlığı altında bir yazı yazmıştı. Yazısında Henri, şunları dillendirmişti: “Africom’un hedefi, Afrika’da liderlik rolüne soyunmak değil, Afrika liderlerinin çabalarının desteklenmesi kapsamında faaliyet göstermek. Şu an yapılan girişimlere alternatif bir çaba göstermek yerine, bu teklifin zihinlerde olgunlaşmasını bekleyeceğiz. Bu gücün karargahı küçük olacak. Mümkün olduğu kadar bölge ülkelerine ekonomik açıdan yük olmayacak. Salt askeri çözümler üzerinde durmak yerine insani konular üzerinde de duracak, ülkelerin kendi sınırlarını korumalarına yardım edecek.”
Henri, Africom gücüne bağlı askerlerin çeşitli Afrika ülkelerine dağıtılacağını, ekibin ilk etapta bin kişiden oluşacağını ve karargahının Afrika’da olmasının kararlaştırıldığını belirtti. Ancak Henri’nin söylediklerinin en tehlikelisi, bu gücün göreve 2008’in Eylül aynını sonlarında başlayacak ve Africom’un komutanının bu tarihten önce Afrika’ya gelecek olması.
Pentagon yetkilisinin Africom güçlerinin 2008 Eylülü’nde göreve başlayacağı yönündeki açıklamaları şüphe çekmiyor mu? Patlamaların meydana geldiği şu sıralarda Eylül’e sadece bir ayımız kaldı.
Bize göre, bu iki olgu arasında bir ilişki var. ABD, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte, hayati çıkarlarının bulunduğu yerlerde düşman yaratma hedefine yöneldi.
Afrika’da bilindiği gibi, petrol, doğal gaz, maden çıkarma gibi çok can alıcı alanlarda devasa Çin yatırımları bulunuyor. Ayrıca herkesin bildiği gibi Afrika bakir maden ve petrol yataklarıyla ünlü. Dünyanın bir çok yerinde petrol ve madenler hoyratça kullanılırken elmas, uranyum, doğal gaz, altın, fosfat yataklarının bulunduğu Afrika’da yer altı zenginlikleri çok az tüketilmiş. Ayrıca Afrika kıtasının Yecuc ve Mecucu olan Çinliler, kıtadaki enerji kaynaklarını rakipsiz bir şekilde sömürmek isteyen Amerikalıların tüylerini diken diken ediyor.
Şüphesiz ki Amerika’nın Afrika ülkelerinin güvenlik ve istikrarına karşılıksız bir şekilde katkıda bulunmak istemesi, Amerikan yardımına zemin hazırlanması için Afrika ülkelerinde istikrarın sağlanmasını gerektiriyor.
Amerikan bakış açısına göre Cezayir, Kuzey Afrika’daki mihver ülkelerden biri. Bu da Africom güçlerinin Cezayir’de bulunması için bulunmaz bir gerekçe. Ülkenin iklimi ve hava şartları Afrika’nın her tarafının gözetlenebilmesi için uygun koşullar sunuyor.
ABD’nin Afrika ülkelerinde Africom gücü bulundurma isteğini ilan etmesinin Cezayir’deki saldırılarla eşzamanlı olması, bir tesadüf mü? El-Kaide’nin Cezayir’in çeşitli kentlerinde büyük saldırılar düzenlemesi, ABD’ye bölgeye yerleşmesi için ciddi bir gerekçe sunmayacak mı? Terörle mücadele, Amerika’ya göre, Africom gibi ortak askeri birliklerin oluşturulmasını zorunlu kılıyor. Nitekim ABD Başkanı George Bush, bu teklifin kabul görmesi için Amerikan tarihinde Afrika’ya yapılan en geniş çaplı geziyi gerçekleştirdi. Bu gezisi sırasında Bush, içinde ülkesinde askeri varlığı kabule yanaşmayan Cezayir’in da bulunduğu 6 Afrika ülkesini ziyaret etti.
Buradan yola çıkarak Cezayir’de meydana gelen saldırıların bazı dış güçlerin özellikle de ABD’nin çıkarlarıyla kesiştiğini söyleyebiliriz. Bazıları ise para ve iş mafyasından söz ediyor. Bu kesimin işleri istikrarsızlık ortamında daha da parlıyor. Bazıları mafyayı, ülkede istikrarsızlığın sürmesi için silahlı gruplara yardım sağlamakla suçluyor.
Dikkat çekici olan ise, şiddet olaylarının petrol gelirlerinin artışıyla birlikte tırmanması. Bu tırmanış, Cezayir yönetimine 150 milyar dolarlık bir gelir sağlamış durumda. Bu da mafyanın iştahını kabartmış olabilir.
Şüphesiz bu patlamalar, 1999 yılında çıkardığı kanunla ve 2005 yılında aldığı ulusal uzlaşma kararı ile ülkeye istikrarın gelmesine yardımcı olan ve en az 6000 kişinin silahlarını bırakarak dağdan inmesini sağlayan Devlet Başkanı Abdülaziz Buteflika’nın girişimlerine darbe vuracak. Büyük ihtimalle dağdan inen ve hükümete teslim olan bu kimselerin topluma intibakının sağlanması süreci tökezleyecek. Daha şimdiden dağdan inenlerin kendilerini enayi yerine konulduklarını ve kandırıldıklarını düşündükleri, kiminin ise intikam amaçlı tekrar dağa döndüğü ifade ediliyor.
Bu karmaşık durum karşısında Cezayir hükümetinin de işi hiç kolay değil. Bir tür kırk katır mı kırk satır mı sendromu yaşanıyor. Askeri operasyonlarının sürmesi daha fazla kurban demek. Buteflika’nın ulusal uzlaşma konusunda yeni adımlar atmak istediği sırada söylediği bir söz, durumu biraz açıklıyor: “Ülkedeki dengeler şimdilik bu kadarlık bir uzlaşmaya izin veriyor.”
*Cezayirli gazeteci ve yazar
Davethaber