Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Ermenistan-Türkiye Dünya Kupası grup eleme karşılaşmasını izlemek üzere Erivan'a yapacağı tarihî ziyaret vesilesiyle iki ülke ilişkilerini değerlendiren Almanya'nın en büyük siyasi gazetelerinden Münih merkezli Süddeutsche Zeitung'da şu satırlar yer alıyor:
"Türkiye'deki Ermenilerin sesi olarak kabul edilen ve 2007 yılında öldürülen Hrant Dink bunu hep arzu etmişti: Ermeniler ve Türkler önce birbirlerini tanımaya çalışmalı. Zira ancak bu şekilde taraflar birbirlerini daha anlayabilir! Futbol maçı 90 dakika sürüyor. Abdullah Gül'ün Erivan'da kalacağı süre ise sadece bunun iki katı. Gül, geri kalan 90 dakikayı, Ermeni mevkidaşı Sarkisyan'la Gürcistan konusunu konuşarak değerlendirmek istiyor. Ankara, Ermenistan'ı izole etmek suretiyle Kafkaslar'daki gerilimi tırmandırdı. Eğer Türkiye bölgede arabulucu olarak inandırıcı olmak istiyorsa, bu tutumunu değiştirmelidir."
Aynı konuda Almanya'nın doğusundaki Magdeburg kentinde çıkan Volksstimme adlı gazetedeki yorumdan bir alıntı yapıyoruz:
"Abdullah Gül'ün, milli maç vesilesiyle 'ezeli düşman' Ermenistan'a yapacağı tarihî ziyaret, tarihî bir örneği çağrıştırıyor: 70'li yıllarda ABD ile Çin arasındaki gerginlik, iki ülke masa tenisi takımları sayesinde yumuşamıştı. 'Ping pong diplomasisi' sayesinde Washington ve Pekin ilişkilerinde normalleşme sürecinin temelleri atılmıştı. Türkiye-Ermenistan ilişkilerine baktığımızda ise yakınlaşmanın ilk meyvesi olarak Türkiye'nin sınır ablukasını sona erdirmesi, çok önemli bir ilerleme olurdu. Değişim ve ticaretten her iki ülke de menfaat sağlayacaktır. Türkiye, Gürcistan'ın yanı sıra Doğu'ya açılan ikinci bir transit geçiş hattına sahip olurken, Ermenistan ise Rusya'ya bağımlı olmaktan kurtulabilir. Rusya-Gürcistan savaşı belki bu anlayış değişikliğini tek başına ortaya çıkarmadı; ancak tetiklediği muhakkak. İtidâlin ancak kan döküldükten sonra hakim olmaya başlaması gerçekten de ürpertici."
Düsseldorf merkezli Rheinische Post gazetesinin yorum sütununda ise Türkiye'nin de arabuluculuk yaptığı Ortadoğu'daki barış girişimi ele alınıyor:
"Şam'daki Ortadoğu zirvesinin ilk galibi belli oldu: Suriye! Türkiye'nin arabuluculuk yaptığı Suriye'nın kazançlı çıkmasının nedeni zirvenin Şam'da yapılması değil kuşkusuz! Asıl kazanım, bu ülkenin izolasyondan kurtulup tekrar uluslararası arenada boy göstermeye başlamasıdır. Devlet Başkanı Beşar Esad bu arenada kalmak istiyorsa sadece İsrail'le konuşmakla yetinmeyip, Lübnan'daki Hizbullah ya da Filistinli Hamas gibi terör gruplarını desteklemekten de vazgeçmelidir. Diğer yandan bölgede barış isteyenlerin de Suriye hakkında üçüncü taraflarla konuşmak yerine bizzat Suriye ile muhatap olmaları gerekmektedir."
Alman gazetelerinde ağırlıklı olarak ele alınan bir başka konu da ABD'deki Başkanlık seçimleri. Başkent Berlin'de yayımlanan Tageszeitung'da şu ifadeleri okuyoruz:
"Barack Obama, söylemleriyle orta direği can evinden vuruyor. Sarah Palin ise taşralıların sesi. Her iki grup da karizmatik birinin kendilerini temsil etmesinin hasretini çekiyordu. Zaten son yıllarda 'meslekten politikacı' diye nitelendirilen kurt siyasetçilere güven de sarsılmıştı. Palin, kökleşmiş düzene bayrak açan bir politikacı portresi çiziyor. Sarah Palin bu yönüyle aslında Barack Obama için hiç beklenmeyen bir rakip oldu."
Son olarak Yeşiller Partisi'nin Türk kökenli Avrupa Parlamentosu Milletvekili Cem Özdemir'in, partisinin eş başkanlığı için önünün açılmasıyla ilgili Münchner Merkur gazetesinden bir alıntı yapıyoruz:
"Çocuğuna daha fazla zaman ayırabilmek için bir politikacının kariyerini gözden çıkarması takdire şâyan bir hareket. Ancak Volker Ratzmann'ın adaylıktan çekilmesinin gerçek nedeni Cem Özdemir olsa gerek. Avrupa parlamenteri Özdemir'in eş başkanlık için şansı, ta en başından beri Ratzmann'a oranla daha fazlaydı zaten. Şimdi ise Ekim ayındaki kongrede Cem Özdemir'in eşbaşkan seçilmesi sadece formalitelere kalmış görünüyor."