Moritanya Darbesi
Moritanya’daki son askeri darbede de aynı parçalanmışlık söz konusuydu. Askerin Başkanı tasfiye etmek için müdahale etmesine karşı çıkanlarla, sivil Arap güçler demokratik ve barışçıl yollarla değişikliği gerçekleştiremediğinde generalleri değişimin meşru ve kabul edilebilir enstrümanı olarak kabul edenler arasında meydana gelen bir parçalanmışlıktı bu.
Bazı Arap ulusalcı güçler, Moritanya darbesinin tasfiye ettiği Başkan Sidi Muhammet Veled Abdullah’tan yana tavır koyarken başka bir grup, yakın zamanda başkanlık seçimleri yapma sözü veren darbenin lideri General Muhammet Veled Abdülaziz’i destekledi.
Bazıları Arap ulusalcı güçlerin, ümmetin karşılaştığı krizler karşısında sergiledikleri tavırlarda kendini gösteren bu parçalanmışlığın bir çeşit görüş ayrılığı olduğunu düşünüyor.
Aslında; görüş farklılıklarının olması tartışma götürmez bir şekilde olumlu bir meseledir. Fakat bu farklılıkların ümmetin bekası ve geleceğiyle alakalı konularda olmaması şartı vardır. Bu tarz meseleler, ümmetin menfaati ve hizmeti için ümmeti tehdit eden bütün tehlikelerle yüzleşmede tek vücut olarak çalışan samimi kişiler arasında büyük bir uyumu gerekli kılmaktadır.
Tarihi Tavırlar
Arap tarihi, bütün onurlu ulusal güçlerin birlik oluşturduğu bu tavırlarla doludur. Süveyş krizi modern çağda birlik olabilmiş ulusal güce bir örnektir.
1956 yılında Başkan Cemal Abdunnasır Süveyş kanalını millileştirdiğini ilan ettikten sonra Mısır; İsrail, Fransa ve İngiltere’den gelen üçlü saldırıya maruz kaldı. Bu saldırının ana hedefi Abdunnasır’ı düşürmekti. Bir İngiliz gazeteci o dönem İngiltere Başbakanı olan Anthony Eden’in Hitler ve Mussolini gibi diktatör kabul ettiği Abdunnasır’ı tasfiye etme kararı aldığını ifade ediyor. Her bir tarafın kendine has hedef ve saiki olmasına rağmen İngiltere, Fransa ve İsrail bu hedef üzerinde birleşti.
Bu saldırıya karşı koymada Araplar Mısır’ı destekleyen kapsamlı bir birlik tavrı sergilediler. Bütün Arap ulusalcı güçler bu düşmanı yenmenin zorunlu olduğu konusunda hem fikirdi. Mısır’ın Port Said (Bur Said) kentinde direniş olurken Arap âleminin her yerinde gösteri ve grevler yapılmaktaydı.
Suriye halkı Körfez petrolünü Trablus limanına aktaran Taplin hattındaki petrol akışını durdurdu ve Irak petrolünün Suriye’nin Banyas limanına geçişine engel oldu.
Ürdünlüler de Irak petrolünü Kerkük’ten Hayfa’ya nakleden ve (1948) İsrail’in kuruluşundan sonra durması beklenen fakat Mısır’a karşı yapılan üçlü saldırı zamanına kadar faaliyetine devam eden petrol boru hatlarını havaya uçurdu.
Arap limanlarındaki sevkıyat işçileri, düşman devletlere ait gemilere hizmet etmeyi reddetti. Bunun, uluslararası kamuoyunun İngiltere, Fransa ve İsrail saldırısına karşı tavır almasında büyük etkisi oldu.
Bu üçlü saldırıya hiçbir Arap devletinden destek gelmedi. Hatta Abdunnasır’a muhalefet edenler bile, Arap ümmetinin maslahatının bütün anlaşmazlıkların ve ikili çekişmelerin ötesinde olduğunu idrak ettikleri için bütün güçleriyle bu saldırıyı kınadılar.
Aynı durum Haziran 1967 yılında İsrail’in Mısır, Suriye ve Ürdün’ü hezimete uğrattığı saldırıdan sonra da tekrarlandı. Araplar, aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen ümmetin karşılaştığı tehdidin boyutunu bir kez daha anladılar.
Ağustos 1967 yılındaki yenilginin hemen ardından Hartum’da Arap birliği zirvesi düzenlendi. Bu zirvede Suud Kralı Faysal bin Abdülaziz, Yemen savaşında Abdunnasır’la aralarında geçen anlaşmazlığa rağmen Arap direnişinin sembolü olan ve unutulmayacak tarihi bir tavır sergiledi. Hartum konferansında, İsrail’le çatışan Arap devletlerini bütün yollarla destekleme ve Arapların bütün yasal haklarını geri almak için girişimde bulunma kararı alındı.
Araplar arasındaki en yeni yardımlaşma tavrı Ekim 1973’deki savaş sırasında meydana geldi. Petrol üreten Arap ülkeleri İsrail’e destek veren ülkelere, petrol çıkarılıp ihraç edilmesini durdurma kararı almış ve bunun İsrail’le savaşan Arap ülkelerine verilen destekte çok büyük etkisi olmuştur.
Arap âleminin maruz kaldığı tehlikeler karşısında takınacakları tavrı belirlemede, Arap ulusal güçlerinin önündeki seçenek açık ve netti. Şimdi ise bu tavrın aksine Arap âleminin stratejik çıkarları üzerinde yıkıcı ve olumsuz etkiler bırakan şaşkınlık ve ayrılık hali görmekteyiz.
Şimdi sorulan en önemli soru şudur: Arapların ümmetin meseleleriyle yüzleşmede bu birlik konumundan yoksun olmalarının sebebi nedir? Arap ulusalcı güçlerinin, herkesin tehlikeli oluşunda hem fikir olduğu, ümmet için tehdit oluşturan meselelerde görüş ayrılığına düşmesinin sebebi nedir?
Bazı kimseler bunun cevabının Arapların şuan içinde bulundukları öznellikle nesnelliğin karışmasında gizli olduğunu düşünüyor. Yani herhangi bir Arap meselesine karşı takınılan tavır, -ulusalcılık anlayışı bir yana- kişisel, bölgesel ve yerel maslahatlar ışığında belirleniyor. Ve belki de Araplar aralarına ayrılık tohumlarını eken ve bir görüş etrafında bile birleşmelerine engel olan bir komplonun kurbanı oluyorlar.
Bu soruna, görüş açılarını ve seçenekleri hakikati bulandıracak şekilde sunan çok sayıda görsel ve işitsel basın organı sebep olmaktadır. Özellikle bazı basın organları bazı taraflara ve şüpheden öteye geçmeyen hedeflere hizmet etmektedir.
Mesele, hakikati kendine mal edecek kapsamlı bir Arap görüşünü aramak ya da bu görüşü diğerlerine kabul ettirme meselesi değildir. Mesele çok basit bir şekilde, ihtilaf edilmemesi gereken sınırlı sayıdaki anlayış ve fikir üzerinde uyum sağlamaya çalışma meselesidir.
Belki de bu bağlamda–temel Arap meselelerine bakmak için tek bir açıda birleşmek demiyorum- bu uyumu sağlayan etkenleri araştırmamız faydalı olabilir.
Bu meselelere olan bakışımızın gerçekçi, faydacı ve pratik boyutlar kazanmasına itiraz edilemez. Aynı zamanda bu görüşün biraz romantikliğinin olmasında da bir sakınca yoktur.
Davet Haber